Finike Muftulugu Ana Sayfasi Hoşgeldiniz! Oturum Aç Üye Ol

Gelişmiş

ORGAN NAKLİ CAİZMİDİR ?

Gönderen ts1967 
ORGAN NAKLİ CAİZMİDİR ?
17 Mays 2011 06:56
ORGAN NAKLİ ŞÜKRÜ ÖZBUĞDAY

3 Mart 2011 Saat 15.00-15.30
Akdeniz Ü. Organ Nakli Merkezinde seminer
3 Mart 1924 Diyanet’in kurulduğu gün


Organ nakli uygulaması, şüphesiz tıbbı bir konu olmakla birlikte, konunun hukuki, dini ve sosyal yönleri de bulunmaktadır. Ben, konuya İslâm Dini açısından, kısaca temas etmek istiyorum.

Bilindiği üzere İslâm Dini insan hayatına ve sağlığına büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber (s.a.) Efendimizin hadis-i şeriflerinde, hayat ve sağlığın,

Cenab-ı Hakk’ın insana en büyük emanet ve nimeti olduğu beyan edilerek, bunların korunması emredilmiştir. İçki uyuşturucu madde alışkanlığı fuhuş gibi, insan sağlığını bozan fiil ve davranışlar yasaklanmış;hastalanan kimselerin,gerektiği şekilde tedavi olmaları tavsiye edilmiştir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz kedisi de bizzat tedavi olarak, bu konuda örnek olduğu gibi, “Yüce Allah indirdiği herhangi bir derdin, şifasını da indirmiştir. Her derdin bir devası (yani) her hastalığın bir ilacı ve tedavisi) vardır. İlacı bulunur, tedavisi yapılırsa, Allah’ın izni ile hasta iyileşir” (1) buyurmuştur.

Başka bir hadis-i şerifte ise; tedavi olmayı ilahi takdire aykırı sayarak, Ey Allah’ın Resulü, tedavi olalım mı? Allah’ın takdirine karşı bunun bir yararı olur mu? Diye soranlara:

“Tedavi olmak da Allah’ın takdiridir. Tedavi olunuz, Zira Cenab-ı Hak hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, devasını da yaratmış olmasın. Sadece biri, yani yaşlılık, müstesna”. (2) buyurmuştur.

Görüldüğü üzere, bu hadis-i şeriflerde her derdin bir dermanı, her hastalığın bir ilacı ve tedavisinin bulunduğu ifade edilmektedir, onlar yapıldığı zaman Cenab-ı Hakkın şifa vereceği beyan edilmektedir.

Çağımızda tıp ilmi, gerçekten çok ileri bir seviyeye yükselmiş,eskiden çaresi bilinmeyen tedavisi mümkün görülmeyen pek çok hastalık, bu gün kolaylıkla tedavi edilebilir hale gelmiştir. Başka kimselerden, özellikle ölülerden alınan organ ve dokuların, hastalara nakli de, günümüzün en önemli, hatta zorunlu tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır.

Bu işlemin, yani hastayı tedavi amacıyla, sağ veya ölü insan bedeninden organ ve doku almanın ve alınan bu parçaların hasta kişilere nakletmenin İslâm Dini açısından hükmü nedir? Bu amaçla kişinin organlarını bağışlaması; ölümünden sonra,gerekli organlarının tedavi amacıyla alınmasına izin vermesi, dinen günah mıdır, yoksa Yüce Rabbimizin rızasına uygun, çok sevaplı bir davranış mıdır? Kısaca bunları açıklamaya çalışacağım.

İslâmi bakımdan, herhangi bir konuda hüküm verirken ilk başvurulacak kaynak, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber (s.a.) Efendimizin Sünneti’dir. Organ ve doku nakli konusunda Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde açık ve kesin bir hüküm bulunmamaktadır.

Çünkü, Kur’an ve Sünnet her cüz’i hadisenin hükmü için bir özel nass (metin-söz) ortaya koymamış;sayısız olayları içine alan külli kaideler ve mutlak ifadeler getirmiştir.

Böyle olunca, organ ve doku nakli, gibi yeni karşılaşılan birçok olay ve problemin hükmü Kur’an ve Sünnetin ışığında,bunların özüne uygun olarak, yetkili din bilginleri, (müctehidler), tarafından belirlenecektir.

İlk müctehid ve fakihler de organ ve doku naklinin hükmünü, geniş şekilde açıklamamışlardır. Çünkü onların devrinde, böyle bir tedavi şekli söz konusu olmamıştır.

Fakat, az önce ifade ettiğimiz gibi, dinimizde Kur’an-ı kerim ve Resulüllah (s.a.v.)’in Sünneti ile ortaya konulmuş temel ilkeler, onların delaletlerinden çıkarılmış umumi hükümler, külli (genel) kaideler vardır. Her devirde karşılaşılan ve daima karşılaşılacak olan yeni olayların, problemlerin hükümleri, bu temel ilke ve kaidelerden çıkarılacak, ve hiçbir mesele cevapsız bırakılmayacaktır. Nitekim,tarih boyunca,Kur’an ve Sünnette açık hükmü bulunmayan pek çok meselenin hükmünü İslâm bilginleri bu genel kaidelerden çıkarmışlar ve hükümleri bilinen benzer meselelere kıyas ederek açıklamışlar,hiçbir problemi çözümsüz bırakmamışlardır.

Bilindiği üzere, tedavisi için organ ve doku nakline ihtiyaç görülen hastalara nakledilen organ ve doku, genellikle ölen kişilerden alınmaktadır. Oysa İslami hükümlere göre insan, sağ iken de, öldükten sonra da mükerrem ve saygı değer bir varlıktır.Yarattıkları içinde Allah onu şerefli ve mümtaz kılmıştır.Nitekim İsra Suresi’nin 70. ayetinde:

“Biz insan oğlunu gerçekten üstün bir izzet ve şerefe mazhar kıldık... Onları yarattıklarımızdan bir çoğuna üstün kıldı.” buyrulmaktadır.

Bu itibarla, ister ölü, ister sağ olsun,insandan bir parçanın alınıp atılması, bedelinin harcanması, bunlardan herhangi bir şekilde yararlanılması, insan saygınlığı ve şerefiyle bağdaşmadığı için caiz olmadığı gibi;öç almak, hakaret etmek veya yakınlarına acı çektirmek... gibi maksatlarla ölen bir kimsenin cesedinin kesilip parçalanması,kemiklerinin kırılması ve benzeri davranışlar da İslâm bilginlerince caiz görülmemiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) bir hadis-i şeriflerinde “ölünün kemiğini kırmak, günah bakımından dirinin kemiğini kırmak gibidir”. (3) buyurmuştur.

Ancak, görüldüğü üzere, bütün bu sınırlamalar insan şeref ve saygınlığını korumak,onun değerinin madde ile ölçülmeyecek bir nitelikte olduğunu göstermek için konulmuştur.

Oysa, bir hastayı tedavi maksadıyla ölmüş bir kişinin cesedinden herhangi bir organın veya dokunun alınması, bu kişiye düşmanlık,ondan öc alma,yakınlarına acı çektirme veya ona hakaret amacı taşımamaktadır.Aksine,alınan bu organ veya doku,yaşayan bir vücuda nakledilmek suretiyle değerlenmekte vericiye karşı saygı ve minnet duyulmasına vesile olmaktadır.

İslâm, insan için, insanın mutluluğu için gönderilmiş bir dindir. Asıl amaç,insan haysiyet ve şerefinin korunması,kurtarılması ve lâyık olduğu değerin verilmesidir. Dinimizin emir ve yasaklarının amacı, insanı sıkıntıya sokmak,onlara acı çektirmek değildir. Bu sebeple, normal zaman ve şartlarda kolaylıkla uygulanabildiği halde, bazı zaruretler sebebiyle uygulanmasında sıkıntıya düşülen hükümlerin yerini, zaruret

hükümler alır. Çünkü normal zaman ve şartlarda yasak ve günah olan bir davranış, zaruret halinde mübah,hatta bazen sevap olabilir Bunun pek çok örnekleri vardır.

Mesela, dinimizde bir kısım fiil ve davranışlar yasak kılınmış, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bunlar açıklanmıştır. Sözgelimi, murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap..vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması ve ilaç olarak kullanılması yasaklanmıştır. Ancak zaruret halinde bunların, zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinde günah bulunmadığı Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiştir.Nitekim Bakara Suresi’nin 173. ayetinde:

“O, size ölüyü, kanı, domuz etini, birde Allah’tan başkası adına kesileni kesinlikle haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa,kimseye saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) aşmamak şartı ile,onun üzerine günah yoktur.”

Maide Suresi’nin 3.ayetinde yenilmesi yasaklanan şeyler sayıldıktan sonra: ...“Kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa,günaha meyletme maksadı olmaksızın (haram kılınan bu şeylerden yiyebilir.)” buyrulmuştur.

Bir başka ayette ise şöyle buyurulur:“O sizi,darda kalmanız müstesna neleri haram kıldığını bildirmiş iken, adınız üzerine anıldığı şeylerden ne diye yemiyorsunuz?” (En’àm, 6/119)

İşte bu ve benzeri ayet-i celilerden,(4) İslâm fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mubah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mubah olduğu sonucuna varmışlardır.

Çünkü az önce mealini verdiğimiz En’am Suresi’nin 119.ayetinde “Darda kalmanız müstesna” ifadesinde, zaruretler birbirinden ayrılmamış,sadece açlık veya susuzlukla kayıtlanmamış aksine haram kılınan şeylerin zaruret halinde mubah olacağı mutlak olarak açıklanmıştır. O halde işlenmesinde zaruret bulunan bütün yasaklar, bu ayetlerin kapsamına dâhildir.

Nitekim İslâm fakihleri:

1. Karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölen annenin karnının yarılmasının;
2. Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemikler nakletmenin;
3. Başkasına ait kıymetli bir şeyi yutup, o şey karnında iken ölen kişinin, karnı yarılarak o şeyin alınmasının;
4. Adli olayların aydınlanması, bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi, ve uzman hekimler yetiştirerek, sağ olmaları sebebiyle ölülere nispetle daha çok saygıya layık olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için,- yakınlarının rızası alınmak sureti ile,- ölüler üzerinde otopsi yapılmasının;

Câiz olacağına fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için gerektiğinde ölen kişinin bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu’nun 16.4.1952 tarih ve 211 sayılı kararında, özetle şöyle denmektedir:

“...Kamu yararı ve maslahatı göz önünde tutularak, bilinmeyen bir hastalığın bilinir hale gelmesi, hastalığın bilinmemesinden doğacak zararların önlenmesi,hayatta bulunmaları sebebiyle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanması gibi maslahat ve şer’î hikmetlerin husule gelmesini temin için, yakınlarının rızası alınacak, ölüler üzerinde otopsi yapmanın caiz olacağı ve bu gibi sebepler dolayısıyla ölüye gösterilmesi gereken hürmet ve tekrimin zevaline katlanmasının, İslami hükümlerin bir gereği olduğu...”

Demek oluyor ki, ölen kişinin kesilmesi,cesedine ilişilmesi,ona saygısızlık ve hakaret kastıyla, veya gereksiz olarak yapıldığı zaman,dinin,yasaklandığı bir davranıştır.Saygısızlık kastı olmayacak bir maslahat ve zaruret sebebiyle ölen kişinin cesedinin kesilmesi hatta parçalanması caiz görülmüştür. İslâm fakihlerinin içtihatları bu şekildedir.

Diğer yönden, İslâm fakihleri, ölüme götüren açlık ve susuzluk gibi,hastalığı da haramı mubah kılan bir zaruret saymışlar;başka yoldan tedavisi mümkün olmayan hastaların,normal hallerde kullanılması haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir.Günümüzde kan,doku ve organ nakli de tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde hayatı ve hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında,kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, gerek yurdumuzda ve gerek diğer İslâm ülkelerinde yetkili kişi ve kuruluşlar tarafından bu yolda fetvalar verile gelmiştir.

Söz gelimi Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu’nun yukarıda sözü edilen otopsi konusundaki kararı dışında –25.10.1960 tarih ve 462 sayılı kararında, ölen kimselerden kornea alınması ve naklinin caiz olduğu beyan edildiği gibi; Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.1.1953 tarih ve 13 sayılı kararında”... sadece hayatı kurtarmak için değil; hasta bir organı tedavi etmek veya tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu; ayrıca tıbbi ve hukuki şartlara uyularak, kalp naklinin de caiz olacağı...” ifade olunmuştur. Bu kararlarda sadece kan, kornea ve kalpten söz edilmesi bunlar dışındaki organların naklinin caiz olmayacağı anlamı taşınmaz. Kararla ilgili sorularda, sadece bu organların nakli yer aldığı için kararlarda da yalnızca bunlardan söz edilmiştir. Nitekim Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 3.3.1980 tarih ve 13 sayılı kararında, aşağıdaki şartlara uyularak, ölenin bütün organ ve dokularının tedavi maksadıyla kullanmasının caiz olacağı beyan olunmuştur.

Bu şartlar özetle şöyledir.

a) Zaruret halinin bulunması Yani hastanın hayatını ve hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çare olmadığının, mesleki ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir hekim tarafından tespit edilmiş olması;

b) Hastalığın bu yoldan tedavisi mümkün olduğunda tabibin galip zannı bulunması;

c) Vericinin, organ veya dokusunun alındığı esnada ölmüş bulunması;

d) Toplum huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından, vericinin sağlığında buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartı ile yakınlarının rızasının sağlanması;

e) Organ ve doku karşılığında, hiçbir şekilde ücret alınmaması / menfaat sağlanmaması;

f) Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine bu naklin yapılmasına razı olması.

İşte bu şartlara uyularak, ölmüş kişilerden tedavi maksadıyla organ ve doku alınıp başkasına nakli caiz görülmüştür.

Burada bir hususa açıklık getirmekte fayda vardır:

İnsan kendi vücudunun sahibi değildir. Vücut ve sağlık, Allah’ın kendisine bir emaneti olup, kişi onu korumakla görevlidir. Bu itibarla (yani kişi vücudunun ve organlarının sahip ve maliki olmadığına göre) bu konuda vasiyet ve izninin, olup olmamasının dini açıdan hiçbir hükmü yoktur. Kişi sağlığında ister izin versin, ister vermesin, ölümünden sonra, gerekirse bazı organları alınıp hastalara nakledilebilir. Ancak böyle bir uygulama toplumda huzursuzluğa yol açar. O halde, kişinin sağlığında, organlarını bağışlandığına dair izin ve vasiyetine sadece toplum ve huzur düzeninin korunması bakımından lüzum vardır. Yoksa, bir kimsenin izni olmadıkça, ölümünden sonra organının alınmayacağına dair, dini bir hüküm yoktur.

İslâm alimleri, henüz yaygın bir uygulamanın bulunmadığı dönemlerden itibaren bu konuyu gündeme getirmişlerdir. Asırlarca önce yazılmış klasik fıkıh ve fetva kitaplarında hayvanlardan insana kemik nakli ile ilgili hükümler yer almaktadır. Ezher Üniversitesi’nin yayın organı olan “Mücelletü’l-Ezher’in 1930 lu yıllardaki bir sayısında Şeyh Yusuf Bedevi’nin Bu konuda geniş bir inceleme yazısı vardır. Mısır eski müftülerinden Şeyh Hasaneyn Mahlüf, “Fetavai Şeriyye” adlı eserinde: keza Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Ahmet Şerbesi’nin “Yeselüneke Ani’d-dini ve’l hayat” adlı 7. ciltlik külliyatında otopsi, kan ve organ nakli konularında ayrı ayrı ve geniş gerekçeli fetvalar bulunmaktadır. Asrımız alimlerinden Ezher fetva kurulu başkanı M. Abdullatif es-sübki, Ezher eski Rektörü Ali Cadül-Hak, Mısır eski müftülerinden M. Seyyid Tantavi, Bağdat Üniversitesi Öğretim Üyesi Vehbe Zuhayli ve Mekke Ümmül-Kura Üniversitesi Öğretim Üyesi A.Fehmi Ebu Sünne...gibi bilginler çeşitli eser ve makalelerinde bu konuda müspet görüş beyan etmişlerdir. Kuveyt “Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı Fetva Heyeti” nin İslâm birliği Genel Sekreterliği’ne bağlı “İslâm Fıkıh Konseyi” (Mecmeul-Fıhı’l İslâm)nin çeşitli toplantılarda otopsi, organ ve doku nakli, organ bağışı konuları tartışılmış; müspet kararlar alınmıştır.Ürdün’de münteşir “Hedyü’l-İslâm” adlı derginin 1399/1970 tarihli 9 ve 10’uncu sayısında yayınlanan ”Ürdün Fetva Komisyonu” fetvasında konu Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 3 Mart 1980 tarih ve 13 sayılı kararına benzer şeklide ele alınmış ve aynı şartlardan söz edilmiştir. Son yıllarda çeşitli İslam ülkelerinde yayınlanmakta olan İslami Araştırma dergilerinde de konuya sıkça yer verildiği görülmektedir. Bütün bunlardan, zaruret halinde, belli şartlara uyularak, organ ve doku naklinin ve organ bağışının dinen yasak olmayıp, aksine caiz; hatta gerekli olduğu ifade olunmaktadır.

Bunları özetlemek gerekirse:

Uygulamada insan sağlığını zedeleyen davranışlardan kaçınılmalıdır.

a)İnsan uzvu maddi çıkar ve menfaate âlet edilmemelidir.

b)Ancak ihtiyaç duyulan organın, gerektiği kadar kısmı, sağ insana gösterilmesi gereken itina ile, alınarak; herhangi bir sebeple kullanılamayan organ veya parçanın, ne kadar küçük olursa olsun gelişi güzel bir yere atılmayıp; insan saygınlığına uygun şekilde defni sağlanmalıdır. “Zaruretler, memnu olan şeyleri mubah kılar.” (Mecelle, Madde: 21)Ancak, “Zaruretler, kendi miktarlarınca takdir olunur”. (Mecelle, Madde 22)

2.Kan ve deri gibi, zamanla kendiliğinden yenilenen doku ve organlar dışında, zaruret olmadıkça (ölüden temini mümkünse) sağ kişiden organ alınmamalıdır. Kalp, beyin, akciğer..gibi, kişinin hayatının devamı için kaçınılmaz olan, veya göz, el, dil gibi sağ kalması için kaçınılmaz olmasa bile, vücudun temel görevlerini tamamen veya kısmen aksatacak olan organların sağ kişilerden alınması, zaruret sebebiyle de olsa caiz değildir. Çünkü zarar izale olunur (Mecelle, Madde:20). Ancak bir “zarar, kendi misliyle izale olunamaz.” (Mecelle, Madde:25)

3) Ölüden organ alınabilmesi için, artık hayata dönmesinin mümkün olmadığının, yüzde yüz kesinlikle tıbben tespit edilmiş olması gerekir.

Görüldüğü üzere, organ ve doku nakli için, İslâm hukukçularının ileri sürdüğü şartlar, tıp bilginlerinin söylediklerinden farklı değildir. Dinimizde, tedavi maksadıyla kan, doku ve organ nakli ve bunların bağışlanması caizdir. Fakat bu konuda halkımız yeterince aydınlatılmadığı için bunların temininde güçlüklerle karşılaşılmakta ve büyük paralar sarf edilerek, yabancı ülkelerden organ teminine çalışılmaktadır. O halde, bu konuda el birliği ile halkımızı aydınlatmamız gerekmektedir.

Halkımızın organ nakli ve bağışı konusunda en çok tereddüt ettiği konuların başında cismani haşr inancı, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meseleleri gelmektedir. Bu hususlara da kısaca temas edelim.

İslâm bilginlerinin ve kelamcıların çoğunluğu, ahirette haşrin cismani olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği, ceza veya mükafata muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an-ı Kerim ayetleri de bunu doğrular mahiyettedir. (bkz. Tâhâ, 20/55); Hac, 22/5-7; Yâsin,36/78-79; Kıyàme, 75/3-4) Âhirette haşrin cismani (bedeni) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismani haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebilir. Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’an-ı Kerim’de, ahirette insanın bütün organlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı belirtilmektedir. (bk. Kıyàme,75/3-4) Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri de herkesin asli parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler.

Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin parçasını oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle ilgili bir konudur. Çünkü sorumlulukta aslolan iradedir. Sorumlusu da organları kullanan şahıstır.

Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince, bu husustaki ayet ve hadisler, organların ahirette lisan-ı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkanının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlanabilir. Bu konudaki ayetler (Nûr,24/24; Fussilet, 41/19,21, 22) gerçek anlamında alınsa bile, yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez. Çünkü her şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve organlar her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler.

Konuya genel olarak dini sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi manevi, rûhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır. Diğer taraftan İslâm dini, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insana, insan olarak bakmış ve eşit bir yaşama hakkı tanınmıştır. Şu halde, organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın, fâsık yahut gayrimüslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de doğru olmaz.

İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür. (Maide, 5/3) Buna göre, organ nakli açısından Müslüman ile gayrimüslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki, doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’tır. Sorumlulukta herkesin kendi hür iradesi esastır. Bu sebeple, Müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de :

“Kim bir kişiyi ölümden kurtarırsa sanki bütün insanları kurtarmış gibi sevap kazanır.” (Maide,5/32) buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde:

“Allah katında amellerin en üstünü, bir müminin gönlüne sürur vermek, onu sevindirmektir”, (5) buyurmaktadır.

Bildiğiniz gibi, günümüzde bazı hastalar ancak kan, doku ve organ nakli ile tedavi edilebilmekte; aksi halde bunlar ya hayatlarını kaybetmekte veya sıkıntı içinde ömürlerinin sonunu beklemektedirler. Böyle bir kişinin sağlığını kurtarmak ona yeniden hayat kazandırmak büyük bir sevaptır. Ölümünü beklerken, yeniden hayata dönen bir insanın sevincine ve kurtuluşuna vesile olan kişiye duyduğu sonsuz minneti ve duaları, elde edilebilecek en büyük mutluluktur.

1- Tirmizi, e-Sünen, 4/383,Tıb,2,Hadis No: 2038,Kahire,1382/1962; Ebu Davud, 2/331, Tıp,1,Hadis No: 3855,Kahire, 1371/1952;İbn Mace, es-Sünen,2/1137,Tıb,1 Hadis No.3436,Kahire, 1372/1952
2- Tirmizi, 4/399,Tıb, 21, Hadis no: 2065; İbn Mace, ağ.e, 2/1137,Tıb, 1,Hadis No:3437
3- Malik, el-Muvatta, 1/238, Cenaiz, 15,Hadis No:45,Kahire, 1370/1951; Ebu Davud, a.g.e.,2/190, Cenaiz, 64, Hadis no: 3207; İbn Mace, a.g.e.,1/516,Cenaiz, 63 Hadis No:1616/1617
4- Bkz. En’am:6/145;Nahl:16/115
5- Suyûti, el-Câmus-sağir, 1/167,Hadis No: 200, Mısır, 1356/1938



Organ Nakli

Tarih: 3/3/1980
Hacettepe Üniversitesi Tıp. Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Mehmet Haberal'ın ölmüş kimselerden alınacak organ ve dokuların, tedavileri ancak bu yoldan yapılabilecek hastalara nakli konusunda, Başkanlık Makamından havale olunan dilekçesi Kurulumuzca incelendi.

Yapılan müzakere sonunda :

Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için, bu ameliyyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet'in delaletlerinden çıkarılmış umumî hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet'te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri, İslâm fakihleri tarafından bu umumî kaideler ile hükmü bilinen benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli konusunda hükmünü tayinde de aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.

Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.

Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap... vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır.

انما حرم عليكم الميتة والدم ولحم الخنزير وما اهل به لغير الله فمن اضطر غير باغ ولا عاد فلا اثم عليه ان الله غفور رحيم البقرة 173
173 - Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.39


حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالْدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلاَّ مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُواْ بِالأَزْلاَمِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن دِينِكُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ فَإِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ المائدة(3)
3 - Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar6 üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız7 size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kafirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.8 Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.


وَمَا لَكُمْ أَلاَّ تَأْكُلُواْ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُم مَّا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلاَّ مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ وَإِنَّ كَثِيرًا لَّيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِم بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ الانعام (119)

119 - Allah, yemek zorunda kaldıklarınız dışında size neleri haram kıldığını tek tek açıklamışken, üzerine adının anıldığı hayvanları yememenizin sebebi nedir.24 Gerçekten birçokları nefislerinin arzularına uyarak bilmeden (halkı) saptırıyorlar. Şüphesiz senin Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilir.

Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En'am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur.

Söz konusu ayet-i celilelerden, İslâm fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mübah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mübah olduğu sonucuna varmışlardır.

O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;

Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı,

Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü)

Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir.

İslam fakihleri, karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına,

Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline,

Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına,

Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. Nitekim, Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu'nun 16.4.1952 tarih ve 211 sayılı kararında, özetle;

"...âmmenin menfaat ve maslahatı göz önünde tutularak, bilinmeyen bir hastalığın bilinir hale gelmesi, hastalığın bilinmemesinden doğacak âmme zararının önlenmesi, hayatta bulunmaları sebebiyle daha şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanması gibi maslahat ve şer'î hikmetlerin husule gelmesini temin için, yakınlarının rızası alınarak, ölüler üzerinde otopsi yapmanın caiz olacağı ve bu gibi sebepler dolayısıyle ölüye gösterilmesi gereken hürmet ve tekrimin zevaline katlanmanın, İslamî hükümlerin bir gereği olduğu..." ifade olunmuştur.

İslam fakihleri, açlık ve susuzluk gibi, hastalığı da haramı mübah kılan bir zaruret saymışlar, başka yoldan tedavileri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir. Günümüzde kan, doku ve organ nakli ve tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde, hayatı veya hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında, kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak, tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, Müşavere ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulunun 25.10.1960 tarih ve 492 sayılı kararında, "tedavileri için kan nakline zaruret bulunan hasta ve yaralılara başka kimselerden kan naklinin; başka kimselerden alınacak parçaların takılmasıyla görmeleri mümkün olduğu takdirde; hayatında buna izin vermiş olan kimselerin, ölümlerinden sonra gözlerinden alınacak parçaların bu durumdaki kimselere takılmalarının caiz olacağı..." beyan edilmiştir.

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 19.01.1968 gün ve 3 sayılı gerekçeli kararında ise "yalnız hayatı kurtarmak için değil, bir organı tedavi etmek, hastalığın tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu, tıbbi ve hukuki kaidelere riayet edilmek şartıyla kalp naklinin de caiz olacağı..." ifade olunmuştur.

Yurdumuz dışında, çeşitli İslâm Ülkelerinin yetkili kişilerince de aynı yolda fetvalar verildiği bilinmektedir.

Kurulumuzca da aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku naklinin caiz olacağı sonucuna varılmıştır.

Organ ve Doku Naklinin Caiz Olmasının Şartları

1- Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi,

2- Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması,

3- Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması,

4- Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması,

5- Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması,

6- Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir.

el-İsra Suresi , 70; et-Tin Suresi, 4

el-Hidaye, el-İnaye ve Feth'ül-Kadir 1/65; Fethu babi'l-İnaye, 1/126; Fetevay-ı Hindiye, 2/390

Cessas, Ahkamü'l-Kur'an, 1/156; İbnü'l-Arabi, Ahkamü'l-Kur'an, 1/55; Kurtubi, 2/232 ve 7/73; İbn Hazm, el-Muhalla, 7/426

Fetevay-ı Hindiye, 2/296; el-Va'yü'l-İslami, Sayı 137, Yıl 1396, Kuveyt; Istılahat-ı Fıkhiye, 3/157

Fetevay-ı Hindiye 2/390

Kişinin Yaşam Destek Ünitesinden Çıkarılması

Tarih: 12/14/2006
Kişinin Yaşam Destek Ünitesinden Çıkarılması

İslâm'a göre kişinin kendi canına kıyması yasak olduğu gibi tıbbî verilere göre yaşama ümidi kalmamış veya şiddetli acılar hisseden bir insanın yaşamına bir başkası eliyle son verilmesi demek olan ötenazi de yasaktır.

Yaşam destek ünitesine bağlı bir kişi;

a) beynin kesin olarak bütün fonksiyonlarını yitirdiğine,
b) bu durumdan geri dönüşün artık imkansız olduğuna uzman tabiplerce karar verilmesi şartıyla yaşam destek ünitesinden çıkarılabilir.

Organ Nakli

Organ nakli, aşağıdaki şartların bulunması halinde caizdir:

1. Hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, başka çaresi olmaması,
2. Hastalığın bu yolla tedavi edilebileceğine kanaat getirilmesi,
3. Organ veya dokusu alınacak kişinin, işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması;
4. Organı alınacak kişi sağ ise alınacak organ veya dokunun hayatî bir organ olmaması,
5. Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin ölmeden önce buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartı ile yakınlarının buna razı olması,
6. Alınacak organ veya doku karşılığında menfaat sağlanmaması, ücret alınmaması,
Tedavisi yapılacak hastanın buna rıza göstermesi.

Din İşleri Yüksek Kurulu Mütelaası
Üzgünüz ancak bu foruma sadece kayıtlı kullanıcılar mesaj gönderebilir.

Oturum açmak için tıklayın